Zeynep Kara 5 Takipçi | 0 Takip

Boşanmada kadın psikolojisi

2011-05-22 16:49:00

Erkekler de evliliği ve boşanmayı kadınlar kadar önemsese  boşanmalarda hayli azalma olacak gibi gözüküyor...Damdan düşen biri olarak Tuluhan Hanım konu ile ilgili olarak bir uzmanla konuşmuş. Her zaman için başından geçen ile uzman görüşleri önemlidir. Buyrun okuyun, yararlanacağınız görüşler olabilir... 


Boşanmak, evlenmek gibi doğal bir haktır 
* Evlilikler de insan gibi, doğuyor, büyüyor, gelişiyor, yaşıyor. İyi bakılırsa uzun ömürlü oluyor. 
* Boşanmak başarısızlık, evliliği yürütmek başarı olarak görülüyor bizim toplumda. Evli kalmak adına mutsuz bir evliliği yürütmek, insanları ölümcül hastalıklara kadar götürebiliyor. 
* Kadın evliliğindeki sorunları uzun süre paylaşamazsa yavaş yavaş depresyona girer. Motivasyonu azalır. O noktada, kadın artık mutsuzluğunu dillendirmeye başlar. 
* Çocuk doğduktan sonra eşlerinden cinsel olarak uzaklaşan erkeklerin bilinçaltına baktığımızda, o erkeklerin kendi anneleriyle ilgili ciddi çatışmalar yaşadığını görüyoruz. 
Bir değerimiz varsa, o ruhumuz kadar! Oysa biz değerimizi hep aidiyetlerimizle tanımlıyoruz... Ait olduğumuz sınıf, evli olduğumuz insan, yaşadığımız semt, ait olduğumuz cinsiyet... Oysa değerimizi o 'ruh' belirliyor her şeyden fazla, bilmiyoruz... Ruhumuzun istemediği şeyi sürdürmeye devam ettikçe de kendimizden, kendi gerçeğimizden uzaklaşıyoruz. Mutluluktan, hayatın tüm cıvıltısından kopuyoruz. Boşanma kararı almak da böyle bir şey... Ruhunun istemediği şeye son vermek. Her gün içinizden birileri bu karar üzerine düşünüyor, kiminiz vazgeçiyor... Kiminiz uygulamaya geçiyor. Boşanmayı talep etmek, evlenmeyi istemek gibi, doğal bir hak. Bu süreci yaşayan binlerce kadın, erkek var. İlk sizin başınıza gelmedi. Sadece biri 'Sizin için buradayım,' dese, süreç daha kolay olacak. Aile terapisti, ilişki psikoloğu İlkim Öz'e bu süreci, içinde yaşayan biri olarak sordum. Lütfen bu söyleşiyi bir panel gibi, boşanmak üzere olan bir kadının, bir uzmanla fikir teatisi gibi okuyun... 

- Kadını evliliğini bitirme noktasına getiren nedir? Kadın bir günden diğerine o kararı almıyor. Yıllarca düşünüyor, hatta önce evliliğini kurtarmak için çaba gösteriyor. O eşik son nokta... O eşiği atlayanlar ve atlayamayanlar var. 
- Bunu bıçağın kemiğe dayandığı son nokta olarak tarif edebiliriz. Hem yüreğinde, hem beyninde bütün bağlarının koptuğu, artık o kırılganlıklarının tamirinin olmadığı anda kadın bu kararı alıyor. Erkek bu noktada şaşırıyor, 'Tamam her şeyi yapacağım, yeniden deneyelim,' diyor ama söylemleri bu noktada çok da işe yaramıyor. Kadınlar uzun süre evliliklerindeki sorunları paylaşmaz. Paylaşamadıkları için yavaş yavaş depresyona girer. Kadın çalışıyorsa, hep bitkindir. Motivasyonu azalır. O noktada, kadın artık mutsuzluğunu dillendirmeye başlıyor. 

- Kadın hangi aşamada bunu dillendirmeye başlıyor? 
- Evliliğe olan ümidini kestiği an bunu dillendirmeye başlıyor, önce yakın çevresiyle paylaşıyor. Annesine anlatıyor, mesela... Ama çoğu anne de hemen kendi evliliğinden örnekler veriyor. 'Ooo baban bana neler yaptı, sen benim çektiklerimi çekiyor musun,' gibi... Anneniz de bir kadın. Bir şeyleri değiştirme yaşının geçtiğini bildiği için, size de tavsiyesi 'Sus otur,' olabilir. O da sizi kendi kaderine mahkum edebilir. Böyle çok danışanım var. Yıllarca annesinin ona söylediklerini dinleyerek boşanma kararını erteleyen... Anneniz bile bu süreçte size destek olmayabilir, onu da affetmeyi bilin. 

- Anneler tarafından söylenen ikinci şey, 'Boşanmış kadın olmanın bu toplumda nasıl algılandığını sen biliyor musun?' Bu kalıplar kuşaktan kuşağa aktarılıyor...
- Artık nüfus cüzdanlarında dul değil, bekar yazıyor. Hiçbir kaygın olmasın Tuluhan. Kadına aslında bu korku öğretiliyor. Çünkü bizim toplumda evlilik sosyal bir statü. Bilinçaltında evlilik, kadın için bir başarıdır! Evliliğini yürüten kadın başarılı kadın olarak algılanır. Halbuki şöyle bir gerçek var. İstatistiklerde de bu böyle; evlilik bittiyse eğer, kadın artık dayanamadığı için bitiriyor. Evlilik yürüyorsa, kadının çabası ile yürüyor. İstatistiklerde boşanmak isteyen erkek sayısı çok az. Bütün dünya ülkelerinde bu böyle. Evliliği kadın yürütür, kadın çaba gösterir, kadın artık dayanamadığı noktada evliliği bitirir. Boşanma talebi daha çok kadından gelir. Çünkü evlilik erkek için bir lüks. 

- Neden evlilik lüks erkek için? 
- Erkek daha teknik yaşıyor. Evdeki duygusal sorunlar erkek için çok önemli değil. Son yıllarda aseksüel evlilikler çok arttı. Son 10-15 yıldır bunu gözlemliyoruz. Çocuk sahibi olunuyor, dışarıdan bakıldığında mutlu bir çift, ancak içerde derin bir mutsuzluk... Yıllarca cinsel beraberlik yaşamayan, aynı evde oturan, hatta aynı yatağı paylaşan çiftler görüyoruz. Çocuk olduktan sonra bazı evlilikler sarsıntı geçiriyor. Mesela bazı erkekler eşlerinden cinsel anlamda uzaklaşabiliyor. Bu erkeklerin bilinçaltına baktığımız zaman, onların anneleriyle ilgili ciddi çatışmalar yaşadıklarını görüyoruz. Özellikle dominant annelerin oğulları bu sorunu ciddi olarak yaşıyor. Bu sorunu yaşayan erkek, karısına suçlayıcı ve aşağılayıcı davranır. Bir taraftan eşini sever, bir taraftan da ona öfkelidir, kızgındır onu reddeder. Çünkü derininde suçluluk duygusu vardır: 'Ben karımı mutlu edemiyorum.' Erkek o suçluluk duyguları ile sürekli yaşayamaz. Burada ya kendisini yok eder ya da karşısındakini. Tabii ki insan kendi egosundan dolayı, karşısındakini yok etmeyi seçer. 

Eşler boşanır, aileler değil 
- Boşanma sürecini ve sonrasını her kadın aynı şekilde mi yaşıyor? 
- Boşanma üç aşamalıdır. Duygusal boşanma, hukuki boşanma ve sosyal boşanma... Kadınlar en çok üçüncü aşamada zorlanıyor. Ortak arkadaşlardan koparak evli çiftlerle görüşmek istemiyor. Kendisini çok yalnız hissediyor. Boşandıktan sonra bir kadın danışanım ilk defa arkadaşının evine gittiğinde ağlama nöbetine tutulduğunu anlatmıştı. Aile ortamı görmek onu yaralamıştı. 

- Sosyal boşanma sürecini atlatmak ne kadar sürüyor? 
- Sosyal ortamdan kopmayacak, arkadaşlarınla buluşacak, düğünlere gideceksin; aile ya da çift olsun, tüm arkadaşlarınla görüşeceksin. 

- Herkes eşli, sen teksin... 
- İnsan çift yaratılmadı ki, yalnız doğup yalnız ölüyoruz. 

- Boşanma kararını alan kadın, çocuğuna karşı suçluluk duyabiliyor. Bu süreçte çocuğa nasıl yaklaşması lazım? 
- İki taraf da çocuğa birbirlerini asla kötülememeli. Çünkü en çok sevdiği iki insandan biri diğerini kötülüyorsa, çocuk kendini aldatılmış ve kötü hisseder. Güven kaybına uğrar. Çocuk hele ergenlik çağındaysa, anneyi küçümseme, hor görme gibi hareketlerde bulunabilir. Bu noktada çocuğa şu söylenmeli: 'Biz karı koca olarak ayrılıyoruz. Anne baba olarak devam ediyor hayat.' Mesela 'parçalanmış aile' meselesine hiç katılmıyorum. Aile hiçbir zaman parçalanmaz . Bitmiş evlilik vardır, parçalanmış aile yoktur. Boşansan da sen karşı tarafla akrabasın. 

Mutsuz evliliği bitirmek iki taraf için de kazançtır 
- Kadının boşanmaya karar verme eşiği, ağrı eşiği gibi. Hangi kadının ağrı eşiği daha yüksek? Kolay boşanmaya karar verenin mi yoksa çabalayanın mı?
- Çabalayanın daha yüksek. Kişiliği güçlü olan, azimli, çözüm üretmeye çalışan kadınların evliliğini kurtarmada daha yapıcı olduğunu görüyoruz. Bir mücadele içine giriyor. Özellikle de iş hayatında başarılı olan kadınlar, evliliği de başarı olarak gördükleri için, kazanma duygusuyla mücadele içine giriyorlar. 

- Mutsuz bir evliliği yürütme çabasının boşanma kararı almaktan daha zor olduğunu düşünüyorum... 
- Bizim toplumda boşanmak başarısızlık, evliliği yürütmek başarı olarak görülüyor. Evli kalmak adına mutsuz bir evliliği yürütmek, insanları ölümcül hastalıklara kadar götürebiliyor. 

- Boşanma kararı almak her insanın, insani hakkı değil midir? 
- Evlilik kadar boşanmak da doğal. Yoksa kanunlarda olmazdı. Kadınlarda güven, emniyet, ev, aile duygusu erkeklerden daha kuvvetli. Boşanmaya karar vermek, pek çok kadın için geleceği bilinmeyen bir yola adım atmak gibi... Kadın pek çok dış etkene maruz kalıyor. Çocuğu ile ilgili kaygıları oluyor, uzun yıllar birlikte yaşadığı eşi birden bire karşı takımın oyuncusu haline geliyor. Oysa iki tarafın bilmesi gereken en önemli şey şu: Mutsuz giden bir evliliği bitirmek kayıp değil, iki taraf için de kazançtır. Bu davanın bir galibi, bir mağlubu yoktur. 

- Neden kadınların alışkanlıklarından vazgeçememe korkusu var? 
- Hiçbir kadın evliliğinin bitmesini, yuvasının yıkılmasını istemez. Evliliği, evi en büyük alışkanlığıdır aslında. Alıştığımız her şeyi kaybetmekten korkmaz mıyız?

- Gerçek ne hissettiğiniz değil midir? Alışkanlıklar gerçeği görmemizi engelliyorsa eğer? 
Hissettiği gerçeği anladığında onu değiştirebilme gücü yok mu kadının? - Kesinlikle var. Orada işte kadının erkeğe yüklediği o güven duygusunu geri alması lazım. Aslında kadın çok güçlü bir varlık. Kadının acı eşiği erkekten yedi kat daha fazla. 

Türkiye'de ortak velayet olmalı 
- Çocuk hem annenin, hem babanındır. Pek çok Avrupa ülkesinde ortak velayet var. Türkiye'de de olmalı. 
- Kadın da erkek de bunu silah olarak kullanabiliyor. 'Çocuğu biz alacağız,' derler. Ne bu çanta mı? Zaten bu çocuk ortak çocuğunuz. Buralarda işte insanların zihinleri düzeltilmeli. Doğru düzgün aklı başında olan hiçbir kadın ve erkek anne-baba rollerini boşandıktan sonra da ihmal etmez. 

Sabah Gazetesi

 

 

4011
0
0
Yorum Yaz